Bize Mesaj Yoluyla da Ulaşabilirsiniz!

Hemen Randevu Al

Akciğer Kanseri

 

Erkeklerde en sık görülen kanser çeşidi olan akciğer kanseri, kadınlarda da sigara kullanımının artmasıyla beraber giderek daha sık görülmektedir. Tüm Dünyada kansere bağlı ölümler arasında 1. Sırada yer alan akciğer kanseri nedeniyle 2008 yılında 1,61 milyon kişi yaşamını kaybetmiştir. Akciğer kanseri olgularının büyük çoğunluğu gelişmekte olan ülkelerden çıkmaktadır. Bunda etken olması muhtemel faktörler bu ülkelerde sigara kullanımının çok yaygın olması ve kötü çalışma koşullarıdır.

En sık görülen kanser türlerinden biri olan akciğer kanseri, büyük oranda sigara kullanımına bağlı olarak geliştiğinden aynı zamanda önlenebilir tek kanser türü olarak tanımlanabilir. Yapılan bir çok araştırmada sigara kullanımındaki artışa paralel olarak sıklığını arttıran bu hastalığın, sigara karşıtı kampanyaların başarılı olduğu ülkelerde sigara kullanımındaki azalma ile birlikte insidansının azaldığı saptanmıştır.

Akciğer kanseri gelişimi için risk faktörleri

Akciğer kanseri ile ilişkili birçok risk faktörü tanımlanmış olmakla birlikte bunların en önemlisi sigara kullanımıdır. Akciğer kanseri olgularının yaklaşık %80-85’inde sigara hastalıktan sorumlu tutulmaktadır. Özellikle skuamöz hücreli akciğer kanseri ve küçük hücreli akciğer kanseri ile sigara kullanımı arasındaki sebep – sonuç ilişkisi çok iyi tanımlanmıştır. Günlük tüketilen sigara miktarı ve tiryakilik süresi ile akciğer kanseri olasılığı arasında doğrusal ilişki bulunmaktadır. Yani daha fazla sigara içenlerde akciğer kanseri riski sigara içmeyenlere veya az sigara içenlere göre artmaktadır.

Sigara kullanımının dışında bazı metal ve kimyasal maddelere mesleksel maruziyet, asbest teması, radon gazı, genetik bazı faktörler, radyasyon, önceden geçirilmiş bazı akciğer hastalıkları ve beslenme alışkanlıkları da akciğer kanseri için risk faktörleri olarak sayılabilir. Örneğin ailesinde akciğer kanseri olan bireylerde akciğer kanseri görülme olasılığı biraz daha fazladır. Özellikle ailede akciğer kanseri öyküsü ile birlikte sigara kullanımı, riski daha da arttırmaktadır. Yine akciğer tüberkülozu, interstisyel fibrozis, büllöz amfizem ve doku harabiyeti ile seyreden diğer bazı akciğer hastalıklarında ortaya çıkan nedbe dokusu akciğer kanseri gelişimi için bir zemin oluşturabilir. Mezotelyoma (akciğer zarı kanseri) için bilinen en önemli risk faktörü olan asbest maruziyeti, aynı zamanda akciğer kanseri riskini de arttırmaktadır.

Akciğer kanserinin hücre tipine göre sınıflandırılması

Akciğer kanseri, hücre tipine göre küçük hücreli akciğer kanseri (small cell) ve küçük hücreli dışı akciğer kanseri (non-small cell) olmak üzere 2 temel grupta ele alınır. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri; skuamöz hücreli, adenokanser ve büyük hücreli kanser alt gruplarından oluşur. Küçük hücreli ve küçük hücreli dışı akciğer kanserinin seyri ve tedavi yaklaşımı bazı farklılıklar gösterir. Küçük hücreli akciğer kanserinin tüm akciğer kanserleri içindeki sıklığı yaklaşık %15-20 oranındadır. Küçük hücreli dışı akciğer kanserleri arasında yer alan skuamöz hücreli kanser ülkemizde en sık görülen alt tiplerden biridir ve büyük ölçüde sigara kullanımına bağlı olarak gelişir. Aynı grupta yer alan adenokanser ise bizde daha seyrek görülmekle birlikte örneğin ABD’de en fazla görülen akciğer kanseri türüdür. Ancak yıllar içerisindeki seyir takip edildiğinde ülkemizde de adenokanserin sıklığının arttığı görülmektedir. Skuamöz hücreli kanser ve küçük hücreli kanser daha çok akciğerin santral bölümlerinde yani ana bronşlar ve lob bronşlarında yer alırken, adenokanser çoğu kez periferik akciğer alanlarından başlar.

Akciğer kanseri belirtileri nelerdir ?

Akciğer kanseri belirtileri lokal belirtiler ve akciğer dışı belirtiler olmak üzere 2 grupta incelenebilir :

Lokal belirtiler doğrudan akciğere yerleşen tümörün ve onun bölgesel lenf bezlerine metastazlarının ortaya çıkardığı öksürük, balgam çıkarma, nefes darlığı, göğüs, omuz, kol veya sırt ağrısı, kan tükürme, ses kısıklığı, yüz ve boyunda şişme, hışıltılı solunum gibi belirtilerdir. Ancak hastalığın başlangıç döneminde olguların büyük çoğunluğunda belirti yoktur. Birçok olguda ise öksürük erken bir belirti olmakla birlikte hastaların büyük çoğunluğu sigara kullandığından öksürüklerinin sigaraya bağlı olduğunu düşünerek hekime başvurmazlar. Bu nedenle uzun süren (3 haftadan uzun) öksürük varlığında veya önceden varolan öksürüğün karakterinde bir değişme ortaya çıktığında, örneğin öksürükle birlikte balgamla karışık kan gelmesi gibi durumlarda mutlaka bir uzmana muayene olmak gerekir.

Akciğer kanserinin akciğer dışı belirtileri, tümörün diğer organlara metastazlarına bağlı olabildiği gibi tümörden salınan bazı immünolojik ve hormonal maddelere bağlı da olabilir. Metastaz belirtileri organa özgü olup örneğin kemik metastazlarında ağrı, beyin metastazında bilinç bozukluğu, kasılmalarla seyreden nöbet ve görme bozuklukları olabilir. Metastaz belirtilerinin dışında iştahsızlık, kilo kaybı, kuvvet kaybı, halsizlik ve ateş gibi şikayetler olguların birçoğunda görülebilir. Ayrıca özellikle küçük hücreli akciğer kanserinde tümörden salınan bazı hormonal maddelere bağlı olarak parmaklarda çomaklaşma, deri lezyonları, nörolojik tablolar, kan tablosunda bozulma gibi bulgular da olabilir.

Akciğer kanserinde tanı ve evreleme

Yukarıdaki belirti ve bulgularla hekime başvuran hastalarda ayrıntılı bir öykü ve fizik muayenenin ardından tanı için atılacak ilk adım standart akciğer grafisi çekilmesidir. Birçok olguda bu görüntüleme yöntemi ile tümör ya da tümörün oluşturduğu enfeksiyon, plörezi (sıvı birikimi), atelektazi (akciğerin çökmesi) gibi tablolar saptanabilir. Akciğer grafisinde tümör ya da tümör ile ilişkili olabilecek diğer görünümlerin saptanması halinde atılacak 2. adım genellikle akciğerin bilgisayarlı tomografisinin çekilmesidir. Bilgisayarlı tomografi görülen lezyon hakkında detaylı bilgi verdiği gibi standart akciğer grafisinde görülemeyecek kadar küçük olan diğer lezyonların görülmesine de olanak sağlar. Standart akciğer grafisi ve bilgisayarlı tomografilerin incelenmesinden sonra hastalığın bölgesel yayılımı tahmin edilebilir ve lokalizasyonu ortaya çıkar. Hekim bu noktada artık kesin tanı için gerekli olacak biyopsi yönteminin ne olacağına karar verebilir. Örneğin cerrahi müdahale düşünülen olgularda ve santral bölgede yer alan tümörlerde bronkoskopi yapılması hem evreleme hem de tanı için gereklidir. Akciğerlerin daha uç noktalarında yer alan tümörlerde ise ultrasonografi veya bilgisayarlı tomografi rehberliğinde ciltten bir iğne ile girilerek biyopsi alınabilir. Ancak son yıllarda teknolojik gelişmelere koşut olarak kullanıma sunulan endobronşiyal ultrasonografi ve navigasyonlu bronkoskopi teknikleri akciğerin uç noktalarında yer alan tümörlere de bronkoskopi ile ulaşmayı olanaklı kılmıştır. Akciğer grafisi ve bilgisayarlı tomografi ile görüntülenen tümörde balgam, plevra sıvısı sitolojisi, bronkoskopi veya iğne biyopsisi gibi yöntemlerle hücre tipi tanısı da konulduktan sonra elde edilen sonuca göre evreleme çalışmalarına başlanmalıdır. Akciğer kanserinde evreleme hastalığın seyri ve uygulanacak tedavi yönteminin belirlenmesi açısından son derece önemlidir ve mutlaka yapılması gerekir.

Küçük hücreli akciğer kanseri sınırlı ve yaygın evre olmak üzere 2 evrede incelenir. Sınırlı evrede hastalık göğsün tek bir tarafı ile sınırlıdır, karşı akciğere veya diğer organlara yayılım yoktur. Yaygın evre küçük hücreli akciğer kanserinde hastalık, akciğer dışı diğer organlara ya da karşı akciğere metastaz yapmıştır. Sınırlı ve yaygın evrelerde tedavi farklılık gösterdiğinden küçük hücreli akciğer kanseri tanısı konulan olgularda en azından beyin tomografisi ya da MR’ı, kemik sintigrafisi ve üst batın tomografisi veya ultrasonografisi ile uzak organ metastazları araştırılmalıdır.

Küçük hücreli dışı akciğer kanserinin erken evrelerinde cerrahi tedavi sağ kalım üzerine en etkili tedavi modalitesi olduğundan bu hastalıkta evreleme çalışmaları küçük hücreli akciğer kanserine göre daha detaylı incelemeleri gerektirir. Küçük hücreli dışı akciğer kanserinde evreleme TNM sistemine göre yapılır. Bu sistemde T ile tümör boyutu, tümörün komşu doku ve organlarla ilişkisi, tümörün bronkoskopik görünümü gibi birçok özelliği tanımlanırken, N tümöre ait bölgesel veya uzak lenf bezlerindeki metastaz varlığını ya da yokluğunu tanımlar. M uzak organ metastazları ile ilişkili olup, M0 olgularında metastaz yoktur.

Akciğer kanserinde evreleme, öncelikle görüntüleme yöntemleri, bronkoskopik yöntemler ve gerekli görülürse cerrahi yöntemler kullanılarak yapılır. Klinik evreleme için bilgisayarlı tomografi, beyin MR ve daha sonraki yıllarda kullanıma giren PET/BT gibi görüntüleme yöntemlerinden, bronkoskopi ve endobronşiyal ultrasonografi gibi minimal invazif yöntemlerden yararlanılır. PET ve PET/BT ile akciğer kanserinin göğüs içerisindeki lenf bezlerine ve varsa göğüs veya akciğerler dışındaki diğer bölge ve organlara yayılımı saptanabilir. Burada dikkat edilmesi gereken ana nokta PET/BT ile tutulum saptanan yani kanser olma ihtimali bulunan ve göğüs içerisinde yer alan lenf bezlerinde kanser tutulumunun mutlaka biyopsi yöntemlerinden biriyle doğrulanması gerekliliğidir.  Çünkü ülkemizde sık rastlanılan tüberküloz, diğer enfeksiyon hastalıkları ve sarkoidoz gibi kanser dışı hastalıklarda da PET/BT de pozitiflik saptanabilir. Biyopsi yapılmadan karar verilmesi hastanın tedavisinin yanlış yola girmesine neden olabilir. Göğüs içerisinde yer alan büyümüş veya PET-BT ile pozitif saptanan lenf bezlerininden biyopsi yapılması için önerilen ilk yöntem endobronşiyal ultrasonografidir. Endobronşiyal ultrasonografi hastaneye yatış gerektirmeyen ayaktan hastalara uygulanabilecek son derece güvenli ve ağrısız bir bronkoskopik tekniktir. Bu yöntemle doğru bir evreleme yapılma olasılığı % 90’ın üzerindedir. Nadiren sonuca ulaşılamayan olgularda cerrahi evreleme yöntemleri olan mediastinoskopi veya torakoskopi gibi yöntemlere başvurulur.

 

Akciğer Kanserinde tedavi

Tanısı konulmuş, evrelemesi tamamlanmış akciğer kanseri olgusunda artık tedavi şekline karar verilme aşamasına gelinmiştir. Akciğer kanseri tedavisi multidispliner bir yaklaşım gerektirir. Yani akciğer kanserinin tedavisi ve takibi göğüs hastalıkları, göğüs cerrahisi, radyoloji, patoloji ve onkoloji uzmanlarının işbirliği ile kararlaştırılmalı ve yapılmalıdır.

Cerrahi tedavi düşünülen hastalarda operasyon öncesi göğüs hastalıkları uzmanı tarafından fonksiyonel bir değerlendirme yapılması gerekir. Bu değerlendirmenin amacı uygulanacak cerrahi tedavi için hastanın hazırlanması, olası risklerin belirlenmesi ve bu riskleri azaltacak önelemlerin alınmasına olanak sağlanmasıdır. Preoperatif değerlendirmede fizik muayene ve solunum fonksiyon testleri yapılır. Bu ilk değerlendirme sonrası akciğer fonksiyonları yeterli bulunan hastalar cerrahi tedaviye yönlendirilir. Solunum fonksiyon testleri kısıtlı, KOAH veya diğer altta yatan akciğer-kalp hastalığı bulunan olgularda kardiyopulmoner egzersiz testleri yapılarak karar bu testlerin sonucu doğrultusunda verilir. Akciğer fonksiyonları ne olursa olsun tüm hastaların sigarayı bırakması sağlanmalıdır. Bu sayede operasyon sonrası riskler minimalize edilir ve ayrıca hastalığın ilerleme hızı yavaşlatılır.

Akciğer kanserinde tedavi hastalığın evresine göre farklılık göstermektedir. Her evreye göre farklı bir tedavi programı olmakla beraber, her hasta özelinde farklı kişiselleştirilmiş tedavi seçenekleri de kullanılmaktadır. Örneğin; hastalık tek akciğerde sınırlıysa cerrahi tedaviyle lokal kontrolü sağlamak öncelikli yaklaşımdır. Tümörün özelliklerine göre bazı hastalarda cerrahi sonrasına güvenlik amaçlı uygulanacak bir kemoterapi ve/veya radyoterapi eklenebilir. Hastalık lokal ileri evredeyse, yani tek akciğerde sınırlı ama kendi bölgesi dışındaki lenf bezlerine de sıçradıysa ve bu ameliyattan önce tespit edilebilirse, tedaviye sistemik olarak kemoterapiyle başlanıp, uygun şartlar sağlanırsa lokal kontrol için cerahiyle tamamlamak gerekir. Eğer hastalık tek akciğer dışında yayılım gösteriyorsa, o zaman lokal kontrolden ziyade hastalığı sistemik bir hastalık gibi düşünüp tedavi eş zamanlı veya ardışık olarak yapılacak kemoterapi ve radyoterapiden oluşmaktadır. Sonuç olarak her hasta özelinde hastalığın evresine, tümörün yerleşimine ve patolojik teknik ayrıntılara göre farklı yaklaşımlar uygulanabilir. Ameliyat olmuş her hastamızı ve standart dışı her vakayı haftada bir düzenlediğimiz göğüs hastalıkları, göğüs cerrahisi, radyoloji, nükleer tıp, patoloji, onkoloji ve radyasyon onkolojisi uzmanının olduğu multidisipliner onkoloji konseyinde tartışıp karar veriyoruz.